13 Mayıs 2009

Röportaj - Ş. Alparslan Yasa II. Bölüm


Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Bölümü Araştırma Görevlisi Ş. Alparslan YASA ile 11 Mayıs 2009'da yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

---İkinci Bölüm---


Röportör: Tarif ettiğiniz Avrupa medeniyeti kavramı içinde Avrupa Birliği'ni nasıl tanımlarsınız?

Ş. Alparslan YASA: Avrupa, kendisine baktığı zaman, şunu görmemesi mümkün değildir: Aslında durmadan dahili harplerle adeta kardeş kavgasının yapıldığı bir kıta söz konusu. Ama özü bir. Yani aynı kökten geliyor, aynı medeniyet, kültür unsurlarını paylaşıyor. Bilhassa kültür planında tam bir birlik var. Bazı din, mezhep farklılıkları gibi ortak paydanın yanında, aslında çok da mühimsenecek farklılıklar yoktur.

Bunu anladıkları zaman, "Biz neden birleşmeyelim?", "Neden bir Avrupa Birliği ortaya çıkarmayalım?" dediler. Zaten bu tür fikirleri, evvela, Victor Hugo gibi Avrupalı büyük yazarlar, mütefekkirler, aydınlar ortaya attılar. Ondan sonra siyasilere mal oldu.

Bildiğiniz üzere, bilhassa 20. asrın başlarından itibaren, bu tür fikirler ivme kazandı. Derken yaşanan iki Büyük Cihan Harbi felaketi var. Bu savaşlar, Avrupa'ya çok ağır bir bedele mal oldu. Savaşlar, bu fikirlerin artık gerçekleştirilme zamanının geldiği hususunda Avrupa siyasileri arasında geniş bir fikir birliği ortaya çıkardı.

Jean Monnet gibi birtakım insanların adeta "katalizör" rolü oynamalarıyla bu tür fikirler, kuvveden fiile çıktı. Biliyorsunuz, ilk defa, Kömür-Çelik Birliği ile başlayan süreç, sonra siyasi ve iktisadi bir birliğe doğru gelişmeye başladı.

Demek ki Avrupa Birliği'nin temelinde, esas itibariyle, ortak tarih, ortak kültür, ortak dünya görüşü vardır. Avrupa Birliği, bu oluşumun tabii bir neticesi, siyasi bir tezahürü. Nihai hedefi de, tabii ki, Amerika Birleşik Devletleri'ne benzer bir yapılanma olarak Avrupa Birleşik Devletleri ortaya çıkarmaktır.

Jean Monnet, Avrupa Birliği sürecinin hızlanması için, perde arkasında, bütün bu Avrupa liderlerini; sadece siyasi liderlerini değil, iktisadi hayattaki, basın ve sendikalar dünyasındaki liderleri de muntazaman bir araya getirip ortak bir çalışma yaptırmıştır. Daha o zaman, Monnet, bu çalışma komitesinin ismini, Avrupa Birleşik Devletleri için Hareket Komitesi koymuştur. 1950'lerdeki çıkışı böyleydi. Bu nihai hedefi de gösteriyordu. Onun için de tek bayrak, tek milli marş, ortak para birimi gibi düşünceler, daha o zaman mevcuttu.

Nihai hedef, federatif bir yapı içerisinde, Avrupa için zenginlik unsuru olan ve yok edilmesinin manası olmayan mahalli birtakım kültürel unsurları da muhafaza ederek, Amerika Birleşik Devletleri'ne benzer bir Avrupa Birleşik Devletleri yapısı ortaya çıkarmaktır.

Röportör: Sizin söylediklerinizden yola çıkarak, Avrupa Birliği, milli hakimiyet anlayışını yıkmak mı istemektedir?
DSC00706Ş. Alparslan YASA: Avrupalıların o konuda geliştirdikleri çok güzel bir kavram var: "Subsidiarite". Bunun tam Türkçe karşılığı bulmak çok zor. Ben buna "kaimiyet prensibi" diyorum. Bizdeki "kaim olma" kavramından hareketle ortaya çıkan bir kelime. Bu prensibin esası şudur: Herhangi bir mesele, eğer mahalli çapta, yani belediye, vilayet veya bölge sınırları içerisinde halledilebiliyorsa, o seviyede halledilmelidir. Eğer bu onların çapını aşan daha büyük bir mesele ise, yani bütün bir devleti veya bütün bir Avrupa'yı alakadar eden bir meseleyse, o durumda, üst seviyeler, daha makro planda müdahale eder. "Subsidiarite" ya da "kaimiyet prensibi" esası budur. İşte Birlik, o durumlarda müdahale edebilecektir. O zaman merkezi otorite, milli ya da mahalli otoritelerin yerine kaim olur, yani, onların yerini alır, onların yerine geçiyor.

Milli hakimiyetin tamamen ortadan kaldırılması söz konusu değildir; sınırlandırılması söz konusudur. Zaten imzalanan Roma Antlaşması'ndan başlayarak en son Lizbon Antlaşması'na kadar hepsinde bu esas vardır. Bir dereceye kadar, milli otoritelerin yerine, merkezi otoritenin kaim olması söz konusu. Bu da uzun vadede federatif bir yapı demektir. Şu an daha çok konfederal yapıya benzer bir mekanizma görülebilir. Ama nihai hedef, federatif bir yapıdır.

Nihai hedef, mahalli, milli otoritelerin iktidarını asgariye indirip, merkezi otoritenin, yani AB Cumhurbaşkanı'nın, AB Komisyonu'nun, AB Parlamentosu'nun yetkilerinin, alabildiğine arttırıldığı bir statü oluşturmaktır.

Bu çerçevede bakıldığında, milli hakimiyet prensibini sınırlama halinin söz konusu olduğunu görebiliriz. Ama bu da, asgari yani gerektiği kadar tutulacak. Bu da, milli hakimiyet prensibinin tamamen yok edilmesi gibi algılanamaz. Bu düşünce, Avrupa kültürü içerisinde abes bir düşüncedir. Çünkü Avrupa kültürü yapısı, plüralist bir yapıdır. Mahalli kültürlere vs. saygı duyan ve bunu bir zenginlik unsuru olarak gören bir Avrupa anlayışı vardır.

Neden bunlar yok edilsin? Mahalli unsurlar sonuna kadar muhafaza edilebilir. Ama bunların üstünde mutlaka bir Avrupa Birliği antitesi olacaktır. Avrupa Birliği milliyeti olacaktır. Şu zamanda da insanlara, "Sizler birer Avrupa vatandaşısınız, Avrupa milliyetiniz var." denmektedir. Mahalli veya milli milliyetler bunun bir alt kümesi konumunda olacaktır. "Bir üst kimliğiniz var(AB kimliği), bir de alt kimliğiniz var(Milli kimlik)." denilmektedir.

---İkinci Bölümün Sonu---

Röportajın üçüncü(son) bölümü için buraya tıklayınız.