2 Mayıs 2009

AB'nin Türkiye üyeliğiyle kazanacakları

roke_by_European_Commission (1) Soru: "Günümüzde Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri üzerine yapılan değerlendirmeler ve yorumlar genellikle Türkiye'nin AB üyeliğiyle neler kazanacağı yönündedir. Peki olası bir tam üyelikle Avrupa Birliği neler kazanacaktır?"

Dediğiniz gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini yorumlayan çoğu uzman, Türkiye'nin üyelikle neler kazanacağı ekseninde kalmaktadır. AB ile ilişkilerin tartışıldığı, üzerine konferansların, açık oturumların düzenlendiği konular genellikle Türkiye perspektifinden bakarak AB'yi yorumlama olmaktadır. Özellikle AB'ye giriş ile Türkiye'nin sahip olacağı iktisadi ve politik kazanımlar alanlarında yoğunlaşan tartışmalar ve münazaralar, hiç kuşku yoktur ki, AB'yi tanımak ve değerlendirmek için, oldukça yetersiz kalmaktadır.

Öncelikle Avrupa Birliği'nin Türkiye'de ne anlama geldiği üzerinde yoğunlaşmalıyız. Genel görüş, Türk halkının AB'ye ekonomik açıdan büyük bir refah kapısı olarak görmektedir. Aynı görüşü savunanlar, ayrıca, Türkiye'nin AB'ye girişiyle, AB ülkelerinde çalışabilmek ya da oturum izni alabilmek gibi kavramlar içinde kalmaktadır. Bununla birlikte AB'yi, sadece iktisadi gelişme veya istihdam kapısı olarak görmeyenlerin sayısı oldukça azdır. Bunun nedeni, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik buhranlar nedeniyle bunalmış insanların, AB'yi, ekonomi alanında, adeta bir "kurtarıcı" olarak görmeleridir.

euflag (1) Ülkemizde yapılan birçok araştırma ve anketler de bu perspektiften bakmaktadır. Bu, şüphesiz, araştırmacı, sorgulama yapan ve inceleyici insanların "azınlıkta" kalmasına yol açmaktadır. Türkiye, bu tür tartışmaları sürdürürken, acaba Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan insanlar, Türkiye'yi hangi açıdan bakmakta ve yorumlamaktadır; işte asıl sorulması gereken sorulardan birisi de budur.

Avrupa Birliği, 500 milyon nüfusu aşkın insanın içinde yaşadığı, ekonomik, politik ve sosyal bir örgütlenme olarak tabir edilmektedir. Nüfusunun çoğunu orta yaşta ve yaşlı insanlar oluştururken, doğum oranı son derece düşüktür. AB, günümüzde tam 27 ülkenin yer aldığı, dünyanın sayılı güçlü birliklerinden biri olarak tınılır. AB içinde, muhtelif halk toplulukları ve azınlıklar da yer almaktadır. Dini olarak ise, AB içinde, AB'ye tam üye her ülkenin çoğunluğunu, Hıristiyanlar oluşturur. Bu açıdan, sık sık, AB'nin bir Hıristiyan Kulübü olduğu varsayımı ortaya çıkmaktadır.

AB, 50 yılı aşkın ilişkilerde bulunduğu Türkiye'yi, 1999 yılında adaylık statüsüne getirmiş, 2005 yılında ise tam üyelik yolunda müzakerelere başlanmıştır. AB içinde Türkiye'nin üyeliğine oldukça farklı yorumlar ve tepkiler gelmektedir. Bu yorumlar ve değerlendirmelerin çoğunluğuna bakarak, AB halklarının birçoğunun, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına karşı olduğunu görebilmekteyiz. Bunun nedenlerini ekonomik, politik, dini, kültürel, geleneksel, sosyal ve psikolojik olarak sınıflandırmak mümkündür.

Avrupa Birliği'nin muhtemel bir Türkiye üyeliğiyle kazanacakları konusu da yukarıdaki sınıflandırmaya tabidir. İktisadi, siyasi ve sosyal anlamda ve iş gücü temelinde bakılarak olası kazançları tahlil edebiliriz.

Image2962.ashx (1) Öncelikle iktisadi anlamda AB'nin neler kazanacağına bakalım. AB, bilindiği gibi, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin yer aldığı büyük bir örgüttür. Bu örgüttün finansman kaynakları ve bütçesi, kuşkusuz, Türkiye ekonomisi ile ölçülemez derecede büyüktür. Yalnız, dünyada 17., Avrupa Birliği'nde ise 6. büyük ekonomiye sahip Türkiye, AB ekonomisine birçok fayda getirecektir. Orta Doğu ve Orta Asya ile İran, İsrail ve Suriye gibi ülkelerle direkt dış alım- satım yapabilen Türkiye, Bakü-Tiflis-Ceylan Boru Hattı'nın Avrupa'ya uzatılması yönünde de çalışmalar yapabilecektir. Turizm alanında da Avrupalı ülkelerle yarışır bir düzeyde olan Türkiye, muhtemel bir üyelikle, AB içinde en fazla turist çeken ülkeler arasında yer alacaktır. Sağlık turizm, doğa turizmi ve tarihi öneme sahip alan turizminde de başı çeken Türkiye'nin, AB'ye, bu anlamda büyük katkılar sağlayacağını söylemek gerekir. Ayrıca sahip olduğu genç nüfus ve kalifiye iş gücü sebebiyle de AB içindeki iş gücü sorununu uzun yıllar çözecek olan da Türkiye olacaktır. "Yaşlı" Avrupa'nın devlet ve özel sektörlerdeki iş gücü açığını da çözebilen ülkeler arasında Türkiye de olabilir.

Bununla birlikte, siyasi anlamda da AB'nin birçok kazancı söz konusu olabilir. AB içindeki güçlü bir Türkiye, İslam alemine de iyi sinyaller gönderecek, gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelere model teşkil edebilecektir. Bölgesel ve kırsal anlamda kalkınmış bir Türkiye, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun istihdam sorununa çare olabilecek, yıllardır o bölgelerde hüküm süren terör olaylarının azalmasına ve -temennimiz odur ki- bitmesine önayak olabilecektir. Muhtemel bir üyelikle, aynı zamanda, demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri ile anayasal düzen konusunda ilerlemeler kaydedilebilir ve hukuk devleti düzeninin temelleri sağlamlaştırılabilir. AB normlarında yapılacak olan seçimler ve politik açılımlar da, Türkiye'nin gelişimine öncü olabilir.

Sosyal açıdan ise, AB yurttaşlığı kavramının çeşitliliği ve zenginliği tartışmaları, medeniyetler ittifakı olgusu, Türkiye'nin üyeliği ile farklı boyutlarda değerlendirilmeye başlanabilir. Sosyal sorumluluk projelerinin AB tarafından desteklenmesiyle sosyal devlet kavramı ülkemizde tam olarak oturabilir ya da geliştirilebilir.

Tarımdan ulaştırmaya, balıkçılıktan Gümrük Birliği'ne, bilim ve araştırmadan eğitim ve sağlığa kadar ülkenin sorunlarının çözümüne katkı sağlayabilecek olan bir AB, Türkiye'nin üyeliği ile dış dünyaya da siyasi bir mesaj verecektir. Orta Doğu ve Orta Asya'da hakimliğine başvurulan bir ülkenin AB içinde yer alması, AB'nin dış politika ve güvenlik konularında, uluslararası camiada, daha fazla söz sahibi olmasını sağlayabilir.

Türkiye'nin "çağdaş medeniyetler arasında" yer almasını hedef olarak alan politikacılar için, pek tabi ki de, AB üyeliği nihai bir erek olmamalıdır.

Ayrıca yukarıda yaptığımız tüm değerlendirmelerin ve yorumların, "olasılık" dahilinde yer alması gerekmektedir. Bütün bu gelişmelerin bir anda olamayacağı da iyi tahlil edilmelidir. Muhtemeller dahilinde ve AB perspektifi ile yapılan değerlendirmelerin, sık sık güncellenmesi ve mevcut duruma da uygun olması esastır.