25 Nisan 2009

Avrupa Birliği ve Türkiye'nin tam üyeliği


Soru: "Bilindiği gibi Türkiye 1960'lardan beri Avrupa Birliği'ne tam üye olmak için uğraşmaktadır. Tam üyelik yolunda Türkiye'nin önündeki engeller nelerdir? Söz konusu engelleri aşmak için neler yapmak gerekir?"

Sorunuza geçmeden evvel, 1960'larda başlayan AB serüveninin en önemli ayaklarından bahsetmek istiyorum.

1980-1983 dönemlerinde Türkiye'nin, o zamanki adıyla Avrupa Topluluğu ile ilişkileri, 1980 Askeri Müdahale'siyle durma noktasına gelmişti. Hatırlanacağı gibi, o dönemin katı ithalat ve ihracat politikaları ve büyük iç sorunlar, AT'nin Türkiye konusunda yeni girişimlere kapı açmasını oldukça zorlaştırmıştı. Demokratikleşme, insan hakları, iktisadi ve mali konular, malların ve kişilerin serbest dolaşımı ve Yunanistan'la ilgili sorunlar, Türkiye'nin AT'ye üyelik yolunda aşması gereken en önemli problemler arasında yer almaktaydı. Ne var ki, Türkiye, "hızlı ve aceleci" bir adım atarak, 1986 yılında AT'ye tam üyelik için başvuruda bulundu. 18 Aralık 1989'da AT Komisyon'u bu üyelik başvurusunun reddedildiğini, üyelik için Türkiye'nin muhtelif alanlarda yapması gereken birçok iyileştirmenin olduğunu belirtti. Bu reddetme, Türkiye tarafından, bazı görüşlere göre "biliniyordu"; bazı görüşlere göre "tam bir hayal kırıklığı" yaratmıştı. Dönemin etkin siyasetçileri, Komisyon'un söz konusu olumsuz kararını, Hükümet'in "beceriksizliğine" veriyordu.

Takip eden süreçte Türkiye, tek pazarın tesis edilmesi, Katma Protokol uygulamaları ve Gümrük Birliği Anlaşması gibi AB yolunda önemli atılımlar yapmış ve birçok antlaşma ve kararlarla reform sürecini hızlandırmaya çalışmıştır. Bu gelişmeler, doğal olarak, Avrupa Birliği tarafından memnuniyetle karşılanmış; ancak, çıkarılan yasaların "yeterince uygulanmayışı" eleştirilmiştir. Kurumlar arası birçok iyileştirme ve yenileme yapılmasına karşın, süreç, iç ve dış nedenlere bağlı olarak zaman zaman sekteye uğramıştır.

Türk kamuoyu ve Türk medyası, özellikle Gümrük Birliği Anlaşması ve Maastricht Antlaşması'nın imzalanması ile, AB'ye tam üyelik yolunda emin adımlar atan Hükümetlerin yanında yer almakta, AB yolunda Türkiye'yi, genel olarak, desteklemekteydi. 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması, Türk medyası ve kamuoyunda büyük yankılar yaratmış, gazete ve televizyonlar en fazla 2-3 yıl içinde Türkiye'nin AB'ye tam üye olacağını dile getirmekteydi. Bilhassa 1999 yılında Türkiye'nin AB'ye üyeliğe kabul edilmesi, medya tarafından adeta bir zafer olarak kamuoyuna sunulmuştu. Ülkenin bir anda en üst gündemine oturan Avrupa Birliği üyeliği, birçok akademik platformlarda da tartışılmıştı.

web-avrupa-birligi-2 (1) Ne var ki AB, yayımladığı raporlar ve görüşlerle Türkiye'nin önünde aşılması gereken birçok sorun bulunduğunu ve tam üyeliğin "en iyi ihtimalle" 15-20 yılda tamamlanabileceğini ve katılım müzakerelerinin tüm başlıkları tamamlanmış olsa ve reformlar açısından hiçbir pürüz kalmamış olsa dahi, bu sürecin "ucunun açık" olduğunu belirtmekteydi.

Türk kamuoyunda gün geçtikçe azalan "AB üyeliği hayalleri", üye ülkelerin tutum ve söylevleriyle pekiştirilmektedir. Özellikle Fransa'nın Türkiye'nin üyeliğine hep karşı olması, her Fransız Hükümetlerinin ve cumhurbaşkanlarının Türkiye'nin AB üyeliğine karşıtlığı bilinmektedir. Fransa da dahil olmak üzere, Polonya, Danimarka ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi birçok üye ülkenin, yapılacak olan olası bir referandumda "Türkiye'ye Hayır" diyeceğini herkes bilmektedir. Fransa ve bazı Batılı ülkeler, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmamasını, Türkiye ile ancak imtiyazlı ortaklık anlaşmasının yapılabileceğini açıklamaktadır.

Bazı vatandaşlarımız, Türkiye'nin AB'ye "her ne koşulda olursa olsun" girmesini dilemekte, AB'nin Türkiye'nin ekonomik kalkınma açısından önünü açacağını düşünmektedir.

Diğer taraftan bazı vatandaşlarımız, Türkiye'nin AB'ye girmesi ile "ulusal egemenliğin" tehlikeye atılacağını dile getirmektedir.

Bazıları ise, Türkiye'nin zaten hiçbir zaman AB'ye alınmayacağını, bunun nedeninin AB'nin bir "Hıristiyan Kulübü" olduğunu belirtmektedir.

Gördüğünüz gibi, AB'ye tam üyelik yolundaki Türkiye, katılım müzakerelerine hızla devam ederken, medya ve kamuoyu AB'den, genel olarak, uzaklaşmaktadır. Bazı görüşlere göre, şu anda, Türkiye'de AB'ye katılım konusunda bir referandum yapılsa, yüzde 55 oranında, AB üyeliğine karşı çıkacaktır. Tabi, bu oranlar, tamamıyla bir varsayımdır.

AB yolunda ekonomik, politik ve sosyal engeller mutlaka vardır, olacaktır. Bunları aşmanın yolu, bir yandan AB ile tam entegrasyonu sağlamak bir yandan da Türk kamuoyuna AB'yi, uygulamalarını ve hedeflerini açıkca ve samimi olarak anlatmaktır. Engelleri aşma konusunda yapılan her adım, olumlu karşılamalı ve daha demokratik, laik ve sosyal bir devlet olma yolunda gerekenleri yapmalıyız.

Türkiye'nin amacı, yalnızca AB'ye girmek için politik, sosyolojik, ekonomik reformlar yapmak değil, ülkenin "çağdaş medeniyetler" arasında yer almasını, uluslararası camiada etkin bir rol oynamasını ve yaşam düzeyinin diğer Avrupa ülkeleri seviyesine ulaşmasını sağlamak olmalıdır.