25 Nisan 2009

AB yolunda Türkiye'nin dış ilişkileri


Soru: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinde dış ülkelerin tutumu ne şekilde yorumlanabilir?"

Hepimizin bildiği gibi Türkiye, 50 yıla yakın bir süredir, Avrupa Birliği'ne tam üye olmak için çalışmaktadır. Türkiye'nin 1960'larda başlayan AB üyelik başvurusu ve tam üye olma hedefi, günümüzde de tüm hızıyla devam etmektedir. Uzun soluklu ve çetrefilli bir yol olan AB'ye katılım yolunda Türk Hükümetleri, bazen son sürat ilerlemeler ve iyileştirmeler kaydetmiş, bazen müzakereler durma noktasına gelmiş, bazen de AB ile ilişkiler tamamiyle kopmuştur. Bununla birlikte Türkiye'nin AB'ye tam üyelik hedefi, Türk kamuoyu ve medya tarafından yakından takip edilmiştir. Kaydedilen gelişmeler zaman zaman farklı yorumlamalara neden olmuş, fakat; kamuoyunun bu konudaki hassasiyeti her zaman oldukça yüksek olmuştır.

Avrupa Birliği, bilhassa Türkiye'nin 1999 yılında adaylığa kabul edilmesinden itibaren, hemen hemen her dönem Türk dış ilişkileri konusunda yorumlar, görüşler ve tavsiyelerde bulunmaktadır. 1980 öncesi ve sonrası dönemlerde iç sorunlar dışında, Yunanistan ile Türkiye'nin arasındaki sorunlar, Avrupa Birliği tarafından yakından takip edilmiştir.

Katılım Ortaklığı Antlaşması'ndan sonra daha da belirgin bir şekilde İlerleme Raporları ve Görüşler şeklinde dile getirilen Türkiye'nin dış ilişkilerle ilgili problemleri, defaatle Türkiye'nin önüne sunulmuştur. Günümüzde de devam eden tam üyelik müzakereleri çerçevesinde yapılması ve uygulanması gereken kural ve yasaları yakından takip eden Avrupa Birliği kurumları, Türkiye'nin dış ilişkiler konusunda "epey yol alması" gerektiğini mütalaa etmektedir.

Şu anda Birliğe tam üye olan 27 ülke, bu gelişmelere ortak olmuş, Türkiye'nin bu "aileye" girmeden önce, atması gereken son derece hassas ve önemli adımların var olduğunu belirtmiştir. Bu beyanatlar günümüzde de devam etmektedir.

Öncelikle, Avrupa Birliği'nin en büyük 2. ülkesi olan Fransa ile Türkiye arasındaki münasebetlere dikkat çekmek isterim.

Fransa ile Türkiye'nin geçmişi kimi kaynaklara göre 16. yy'a kadar dayanmaktadır. O dönem Osmanlı Devleti ile, özellikle III. Selim'in padişahlığı döneminde başlayan Fransız-Osmanlı ilişkileri ve dostluğu, Napolyon Bonapart'ın Mısır seferiyle bozulmuştu. Fransızlarla 18. yy'da yapılan ticaret anlaşmaları ve Kapitülasyonlar arayı düzeltmekte yeterli olmamış, iki devlet, biri İtilaf, biri de İttifak'ların yanında, I. Dünya Savaşı'nda karşı karşıya gelmiştir. Anadolu'da özellikle Kahramanmaraş, Gaziantep gibi Güneydoğu Anadolu bölgesinin en önemli yerleşim yerlerini Serv Antlaşması sebebiyle işgal eden Fransızlar, Türklere karşı mezalim yapmışlar, yalnız, yine Kahramanmaraşlılar ve Gaziantepliler tarafından ülkeden ayrılmak zorunda kalmışlardı.

Günümüzde ise, Fransa, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasına en çok karşı çıkan ülkeler arasında yer alır. Türkiye'nin özellikle Ermenistan ile ilgili sorunların "kabul edilemez" olduğunu ve "sözde soykırımın Türkiye tarafından derhal kabul edilmesi" gerektiğini savunan Fransa, Türkiye'ye, tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklığın verilmesini dilemektedir.

ab Fransa'dan başka, birliğe tam üye olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin AB'ye katılımına sıcak bakmamaktadır. Bu "husumetin" nedeni, 1800'lere dayanmaktadır. Hatta Bizans İmparatorluğu'ndan itibaren bu iki halk sürekli savaşmışlardır. Fransız İhtilali'nin "ulus-devlet", "bağımsızlık-özgürlük" kavramlarını yaratması, tüm dünyaya olduğu gibi, Balkanlara da yayılmıştı. Yunanlar ve Rumlar özerklik ve daha sonra da bağımsızlık hayallerini yüksek sesle dile getirmekteydi. Yunanlar 1800'lü yılların ortalarında bağımsızlığa kavuşmuş, daha sonra, her fırsatta, Osmanlı Devleti'ne karşı, diğer Balkan Devletlerinin de bağımsızlık savaşına katılmalarını desteklemiştir. I. Dünya Savaşı, Yunanistan'ın Anadolu'da yenilgisiyle noktalanınca, Yunan Devleti, büyük bir "husumet" içinde, Türkiye'nin parçalanması ve Pontus Rumlarına özerklik verilmesi gibi hedefler peşinde koşmuştu. "Migali İdea" yani "Büyük Fikir", Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u 1453 yılında aldığından beri günümüze kadar gelen bir "Yunan Rüyası" olduğu söylenmektedir. Bu "fikir", Makedonya, Batı-Doğu Trakya, Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi ile Ege Bölgesi'nde yer alan tüm adaları ve Kıbrıs'ı, bir "Helen İmparatorluğu" olarak görmektedir. Bu "fikre" göre İstanbul bir Helen İmparatorluğu başkentidir ve adı da Konstantinapolis'tir.

Bazı görüşlere göre, bu gibi "fikirlere" sahip ve "hedef"leri arasında olan bir Yunanistan veya GKRK(Güney Kıbrıs Rum Kesimi), pek tabi ki, Türkiye'nin AB'ye katılımına engel olmaktadır.

Dış ülkeler dediğimizde, bunun içine aynı zamanda büyük güçler de dahil olmaktadır. Dış ülkeler sadece AB ile sınırlı kalmamaktadır.

Türkiye'nin AB'ye katılımına en fazla desteği, şüphesiz, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere vermektedir. Bunun nedeni ise oldukça açıktır: ABD, II. Dünya Savaşı'ndan beri, Türkiye'yi "dost - müttefik" bir devlet olarak görmektedir. Sebebi, ABD'nin özellikle Türkiye'nin jeopolitik konumunun avantajları, Orta Doğu'ya politik yönden hakim olmasıdır. Şunu açıklıkla dile getirmeliyiz ki ABD, bir çıkar ortaklığı, çıkar müttefikliği yapmaktadır. Bu, su götürmez bir gerçektir. İngiltere ise, ABD kuruluşundan itibaren, her zaman, Amerika'nın yanında yer almıştır. Bu iki ülke, tek ülke gibi hareket etmekte, dış ilişkilerini müşterek olarak sürdürmektedir.

Bu devletlerin haricinde, Türkiye'nin AB'ye katılımını isteyen ülkeler yok denecek kadar azdır. Bunun birçok nedeni olabilir. Türkiye'nin büyük nüfusu, gelenek ve göreneklerin "Avrupalı" olmayışı, bazılarına göre dini sebepler, bazılarına göre Türkiye'nin AB'ye göre ekonomik ve sosyolojik anlamda "geri kalmış bir ülke" oluşu, nedenler arasında sıralanabilir.

Türkiye, Avrupa Birliği'ne katılma sürecinde, öncelikle dış ilişkiler konusuna, özellikle dikkat etmelidir. Türkiye, AB ülkeleri ile arasını her fırsatta geliştirmeli, dış ülkelerde Türkiye'yi "iyi tanıtmalı", turizmle "Türk misafirperverliğimizi" göstermeli ve üniversiteler arası ilişkilerimizi sıkı tutmalı, AB'li vatandaşları ülkemize davet etmeli, AB ile ortaklaşa akademik, sanatsal ve kültürel sempozyumlar düzenleyerek, ülkemizin gelişimine katkı sağlamalıyız.

Dış ilişkilerde sadece Türk Hükümetlerine değil bizlere de büyük görevler düşmektedir.

Dış ilişkileri geliştirmenin, şüphesiz en iyi yolu, kendimizi Avrupalılara "doğru" anlatmaktan geçmektedir. Ekonomik, politik ve sosyal konularda her zaman gelişime açık adımlar atmalıyız. Bununla birlikte, yurtdışında yaşayan Türk asıllı vatandaşlarımız da, çevresine Türkiye'yi ve Türk kültürünü tanıtmalı, elinden geldiğince, bulunduğu ülke vatandaşlarını ülkemize davet ederek, Türk kültürünü ve Türkiye'nin gelişmişlik seviyesini göstermeye yardımcı olmalıyız.